|
Ufkun açık olduğu günlerde şimdi bizim olmayan bir vatan parçasına bakarak dalıp giderim . Geceleri parıldayan ışıklarını seyrederken , hayalimde o güzel adada doğan büyük insanlar canlanır .
Fatih döneminde Midilli Adasının fethinden sonra orada muhafız olarak bırakılan sipahilere evlenme izni verilince genç sipahilerden biri de güzel bir Rum kızına gönül kaptırmış , kızın kendi rızasıyla Müslümanlığı kabul etmesiyle evlenmelerine bir engel kalmamıştı .
Yakup Ağa’nın dört oğlu oldu : İshak , Oruç , Hızır , İlyas .
En büyükleri İshak hariç diğerleri gemicilik ve ticaretle uğraştılar . Oruç Reis , Suriye kıyılarına sefer ederken Rodos Şövalyelerine esir düştü . Romanlara konu olacak maceralı bir esaretten sonra kardeşlerinin yardımıyla kurtuldu . Kardeşi Hızır Reis ( Barbaros Hayreddin) ile cihada başladı .
Şehzade Korkut , kendilerine para ,asker , gemi ve araç yönünden çok yardımlarda bulundu . Kuzey Afrika , Tunus ve Cezayir sahillerinde bir çok gazaya katılarak Akdeniz’de korkulan bir güç haline geldiler . Bu gazalardan birinde Oruç Reis kolundan yaralanınca kolu kesildi .
Midilli’deki baba ocağında dinlenirken kalbinden gizli bir düşünce geçmişti “ Bundan sonra artık sefere çıkmayayım ; evlenip burada kalayım .”
O günün gecesinde rüyasına giren ak sakallı bir ihtiyar şöyle diyordu : “ Ey Oruç ! Kalbinden geçen fikri bırak . Daha çok gazalar edeceksin . “
Gönül ehli olan bu kahraman insanlar hayatları boyunca , daima ilahi bir kontrol altında olduklarının bilincinde , bir vicdan muhasebesi içinde yaşadılar .
Tek kollu Oruç , kardeşi Hızır ( Barbaros) ile birlikte yıllarca Akdeniz’in mavi sularında Müslümanlara ait gemileri vuran haçlı korsanlarla kana kan , cana can mücadele ettiler . Sonra bir gün Kuzey Afrika sahilinde Oruç Reis’in bulunduğu kale İspanyollar tarafından kuşatıldı . Berberi halk sıkıntılara sabredemeyip Reis’ten kaleyi teslim etmesini istedi . Yanındaki az sayıda asker ile kaleyi savunmanın mümkün olmadığını anlayan Oruç Reis ve leventleri , bir seher vakti kaleden huruç hareketi yaparak düşman saflarını yarıp geçtiler . Düşman peşlerini bırakmadı . Atını dört nala süren Reis , önlerine gelen bir nehri geçip karşıya ulaşmıştı ki arkasından gelen leventlerinin bir kısmı suyu geçmeye zaman bulamadan İspanyol süvarileri tarafından kıstırıldı. Korkunç bir çarpışma başladı . Atlar kişniyor , kılıçlar şakırdıyor , naralar ve yaralıların feryatları arşa yükseliyordu . Nehrin öbür yakası tam bir can ve kan pazarına dönmüştü .
Oruç Reis ve yanındakiler emniyette idiler .Kaçsalar kurtulacaklardı .
Karşı kıyıdan davudi gür bir ses yükseldi :
“ Reis Baba !!! Bizi nerelere kor gidersin ? “
Tek kollu kahraman irkildi . Hemen atının başını çevirip , geri dönerek , tereddüt etmeden atını nehrin azgın sularına sürdü . Yanındakiler de Reis Baba ile birlikte at sürüp kalan arkadaşlarının yardımına koştular .
Oruç Reis arkadaşlarını bırakıp gitmedi . Atının dizginlerini dişleriyle ısırıp , serbest kalan tek koluyla kılıç sallayarak şehadet şerbetini içti .
Midilli Adasına ne zaman baksam hüzünlenirim .
Midilli’nin karşısındaki turistik belde Altınoluk’un tiyatrosuna Yunanca isim (Antandros ) vermişler , iskele meydanına Atatürk heykelinin arkasına mitolojik Yunan palikaryalarının heykellerini dikmişler .
Hangi siyasi parti belediyesinin bu işi yaptığını ben yazmasam da siz anlarsınız .
Altınoluk Beldesinin antik ismi “ Antandros “ ( Batık Şehir ) imiş .
Açık hava tiyatrosunun adını da öyle koymuşlar .
Ben o sahillerde ne zaman dolaşsam gözlerim Midilli’ye takılıp kalır , kendi kendime mırıldanırım :
“ Reis Baba , bizi nerelere bırakıp gittin ? “
Ahmet Müfit Kutlu . Altınoluk
--
Safları sık ve düzgün tutanlara Mevla rahmet eyleye !
|