REİS BABA PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 23 Aralık 2009 01:15

Bookmark and Share

 Ufkun açık olduğu günlerde şimdi bizim olmayan bir vatan parçasına bakarak dalıp giderim . Geceleri parıldayan ışıklarını seyrederken , hayalimde o güzel adada doğan büyük insanlar canlanır . 

Fatih döneminde Midilli Adasının fethinden sonra orada muhafız olarak bırakılan sipahilere evlenme izni verilince genç sipahilerden biri de güzel bir Rum kızına gönül kaptırmış , kızın kendi rızasıyla Müslümanlığı kabul etmesiyle evlenmelerine bir engel kalmamıştı . 

Yakup Ağa’nın dört oğlu oldu : İshak , Oruç , Hızır , İlyas .
En büyükleri İshak hariç diğerleri gemicilik ve ticaretle uğraştılar . Oruç Reis , Suriye kıyılarına sefer ederken Rodos Şövalyelerine esir düştü . Romanlara konu olacak maceralı bir esaretten sonra kardeşlerinin yardımıyla kurtuldu . Kardeşi Hızır Reis ( Barbaros Hayreddin) ile cihada başladı . 

Şehzade Korkut , kendilerine para ,asker , gemi ve araç yönünden çok yardımlarda bulundu . Kuzey Afrika , Tunus ve Cezayir sahillerinde bir çok gazaya katılarak Akdeniz’de korkulan bir güç haline geldiler . Bu gazalardan birinde Oruç Reis kolundan yaralanınca kolu kesildi . 

Midilli’deki baba ocağında dinlenirken kalbinden gizli bir düşünce geçmişti “ Bundan sonra artık sefere çıkmayayım ; evlenip burada kalayım .” 

O günün gecesinde rüyasına giren ak sakallı bir ihtiyar şöyle diyordu : “ Ey Oruç ! Kalbinden geçen fikri bırak . Daha çok gazalar edeceksin . “ 

Gönül ehli olan bu kahraman insanlar hayatları boyunca , daima ilahi bir kontrol altında olduklarının bilincinde , bir vicdan muhasebesi içinde yaşadılar . 
Tek kollu Oruç , kardeşi Hızır ( Barbaros) ile birlikte yıllarca Akdeniz’in mavi sularında Müslümanlara ait gemileri vuran haçlı korsanlarla kana kan , cana can mücadele ettiler . Sonra bir gün Kuzey Afrika sahilinde Oruç Reis’in bulunduğu kale İspanyollar tarafından kuşatıldı . Berberi halk sıkıntılara sabredemeyip Reis’ten kaleyi teslim etmesini istedi . Yanındaki az sayıda asker ile kaleyi savunmanın mümkün olmadığını anlayan Oruç Reis ve leventleri , bir seher vakti kaleden huruç hareketi yaparak düşman saflarını yarıp geçtiler . Düşman peşlerini bırakmadı . Atını dört nala süren Reis , önlerine gelen bir nehri geçip karşıya ulaşmıştı ki arkasından gelen leventlerinin bir kısmı suyu geçmeye zaman bulamadan İspanyol süvarileri tarafından kıstırıldı. Korkunç bir çarpışma başladı . Atlar kişniyor , kılıçlar şakırdıyor , naralar ve yaralıların feryatları arşa yükseliyordu . Nehrin öbür yakası tam bir can ve kan pazarına dönmüştü . 

Oruç Reis ve yanındakiler emniyette idiler .Kaçsalar kurtulacaklardı . 
Karşı kıyıdan davudi gür bir ses yükseldi : 

“ Reis Baba !!! Bizi nerelere kor gidersin ? “ 

Tek kollu kahraman irkildi . Hemen atının başını çevirip , geri dönerek , tereddüt etmeden atını nehrin azgın sularına sürdü . Yanındakiler de Reis Baba ile birlikte at sürüp kalan arkadaşlarının yardımına koştular . 

Oruç Reis arkadaşlarını bırakıp gitmedi . Atının dizginlerini dişleriyle ısırıp , serbest kalan tek koluyla kılıç sallayarak şehadet şerbetini içti . 

Midilli Adasına ne zaman baksam hüzünlenirim .

Midilli’nin karşısındaki turistik belde Altınoluk’un tiyatrosuna Yunanca isim (Antandros ) vermişler , iskele meydanına Atatürk heykelinin arkasına mitolojik Yunan palikaryalarının heykellerini dikmişler . 

Hangi siyasi parti belediyesinin bu işi yaptığını ben yazmasam da siz anlarsınız . 

Altınoluk Beldesinin antik ismi “ Antandros “ ( Batık Şehir ) imiş . 
Açık hava tiyatrosunun adını da öyle koymuşlar . 

Ben o sahillerde ne zaman dolaşsam gözlerim Midilli’ye takılıp kalır , kendi kendime mırıldanırım : 

“ Reis Baba , bizi nerelere bırakıp gittin ? “

Ahmet Müfit Kutlu .  Altınoluk 
-- 
Safları sık ve düzgün tutanlara Mevla rahmet eyleye !

Bookmark and Share

 

 

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

yenisite