| Vaka-yı vakvakiyenin tek canlı tanığına testere müdahalesi |
|
|
|
| Çarşamba, 09 Nisan 2008 01:34 | |
İstanbul, tarihî eserleriyle olduğu kadar asırlık çınarlarıyla da göz dolduran bir şehir. Hemen her caminin, medresenin ya da külliyenin avlusunda, semayla arz arasına bir perde gibi çekilen ulu çınarlar uzanıyor burada.
MEHMET RIFAT YEĞEN Kocaman gövdelerinde tarihin kaydını tutan asırlık çınarlar, yüzyıllardır İstanbul’a ve yaşananlara tanıklık ediyor. Ancak bu ağaçlar arasında öyle bir çınar var ki, işte onun hikâyesi bambaşka. Üstelik o ağaç, olayın tanıklarından değil, bizatihi yaşayanlarından. Osmanlı tarihinin en önemli hadiseleri arasında yer alan ‘Vak’a-yı Vakvakiye’den ya da bir başka adıyla ‘Kanlı Çınar’ vakasına adını veren ağaçtan söz ediyoruz. Sultanahmet Meydanı’nda bulunan bu ağaç, bir dönemin saray ağalarının gövdesinin sallandığı çınar olarak tarihe geçti. Ancak bu dalların yerinde artık yeller esiyor. Park ve Bahçeler Müdürlüğü, budama çalışmaları esnasında bu tarihi olayın yaşayan tek tanığını da budayarak, ortadan kaldırdı. 1656 senesinde meydana gelen olaya bizzat tanıklık eden tarihçi Eremya Çelebi Kömürciyan, günü gününe düştüğü notlarda ‘Kanlı Çınar’ vakasını naklediyor. Kömürciyan’ın anlattığına göre isyan, Sultan IV. Mehmed döneminde başlar. İsyanın sebebi ise birçok olayın sebebi olduğu üzere malî sıkıntılar. Bu dönemde askerlerin ulufeleri ödenmez, ödense bile değeri bakır katılarak düşürülmüş akçelerle yapılır. Bu akçelerin piyasada kabul görmemesinden, sipahiler ve yeniçeriler mağdur olur. Onlar da bir araya gelerek içinde bulundukları zor durumu müzakere edip, bu işin sorumlusu olarak düşündükleri, padişahın yakınında bulunan, hazineyi yağmalayıp servet yapan saray ağalarıyla, devlet erkânından 30 kişiyi tespit ederler. Sultan IV. Mehmed’den ayak divanı kurmasını ve kötü gidişte payı bulunanların kendilerine teslim edilmesini isterler. Bu arada padişah isyanın ciddiyetini anlar. Bazı aziller ve tayinler âsileri tatmin etmez. Padişah kelleleri istenenlerden bazılarını idam ettirerek âsilere teslim eder. Birkaç defa gönderilen nasihatçiler de âsileri ikna edemeyince padişah ayak divanına mecbur kalır. Ayak divanında âsilerin aralarından seçtikleri temsilciler, padişahın artık devlet işlerini ele alabilecek duruma geldiğini, Girit’te askerin çaresizlik içinde bulunduğunu belirterek, memleketin harap olduğunu, köylünün zulümden bıktığını, padişahın kul ile kulun hazine ile ve hazinenin de tebaa ile mümkün olabildiğini söylerler. Bazı yöneticilerin hazineye ortak gibi olduğu ve saltanata hükmetmeye başladıklarını, mal ve para hırsına düşüp zengin olduklarını, bunların yüzünden hazinede iki yıllık açık bulunduğunu anlatırlar padişaha. Hazineyi bu hale sokanların temizlenmesini padişahtan talep eden isyancılar, listeden birçoğunu öldürtür. Yakalanmayan birkaç kişinin saraydan firar etmesi askerleri caydırmaz. Daha sonra listedekiler bir bir yakalanıp Sultanahmet’teki meşhur çınar ağacına asılır. İdamlar tamamlanıncaya kadar yeniçerilerin isyanı devam eder ve dükkânlar beş gün kapanıp umumi hayat durma noktasına gelir. Bu isyan sonunda saray ağaları ortadan kalkar. Bu olayın 450 yıllık tanığı çınar ağacının dalları yakın zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı, Park ve Bahçeler Müdürlüğü görevlilerince kesildi. Park ve Bahçeler Müdürlüğü yetkililerinin konuya ilişkin açıklaması ise yüzyıllık anıt çınarlara sadece teknik açıdan yaklaşıldığını, çalışmaların yalnızca orman mühendisleriyle yürütüldüğünü gösteriyor. Yetkililer, dalların hastalıklı olduğunu, 2005 yılında kuruduğunu söylüyor. Çınarın dallarını kesme gerekçelerini ise şöyle açıklıyorlar: “O kestiğimiz dallar, aşağı doğru eğilmeye başlamıştı. Altından da sürekli insanlar geçtiği için bir tehlike oluşturuyordu. Dıştan belki sağlam görünebilir; ama % 60’ı çürümüştü. Zaten bu çalışma, Anıtlar Kurulu’nun kararıyla gerçekleşti. Neticede bu izni de Anıtlar Kurulu veriyor. Ağacın bu tarihî yönünü bilmiyorduk. Biz de bu ülkenin evladıyız. Ancak ağacın önemi bilinmeden bu kesme işlemi gerçekleşti. Olayda herhangi bir kasıt yok.” \n Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Araştırmacı-yazar Müfid Yüksel: Tarih ve sosyoloji dalında uzman araştırmacı-yazar Müfid Yüksel, İstanbul’da ‘anıt ağaç’ kapsamında çok sayıda ağacın bulunduğunu, bunlar üzerinde herhangi bir işlem yapılacağı zaman çok dikkatli olunması gerektiğini söylüyor. Yüksel, “Bu tür ağaçlara bir tarihçiye sormadan müdahale edilmesi çok yanlış. Ağacı budayalım derken tarihi de budamışlar.” diyor. Neden Vakvak Ağacı? 1950’de basılan Resimli Tarih Mecmuası’nın 10. sayısında, Sultanahmet Meydanı’ndaki çınara neden ‘vakvak ağacı’ denildiği şöyle açıklanıyor: “Çok eski ve meşhur bir Şark masalında, bir okyanus adasında, meyveleri insan vücuduna benzeyen bir ağaçtan bahsedilirdi ki; bu meyveler ‘vak vak’ diye ses çıkardığı için adaya ‘Vakvak Adası’ ismi verilmişti.” deniliyor. Vakvak ismi ise 1656’da yaşanan bir hadise sonrası birtakım devlet ve saray adamlarının, ihtilalciler tarafından meydanda bugün hâlâ ayakta olan çınara asılmasıyla tarihe geçti. İstanbullular bu çınara ‘Vakvak Ağacı’ denilmesinden dolayı, hadiseyi ‘Vak’a-yı Vakvakiye’ olarak isimlendirdi.pazar.zaman.com.tr |
| Forum |
| Anasayfa |
| Atatürk Özel |
| Çanakkale 1915 |
| Ermeni Sorunu |
| Haberler |
| İletişim |
| RSS |
| Yazarlar |







![]() | Bugün | 68 |
![]() | Dün | 644 |
![]() | Bu Hafta | 2227 |
![]() | Bu Ay | 5548 |
![]() | Toplam | 723404 |