Sirkeci-Harem hattında yarım asır sonra yeniden ‘Suhulet’ dönemi başladı. Görünümü modern; ama o hâlâ Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı gazisi ruhuyla iki yaka arasında mekik dokuyor.
| | | Yıl 1914. Osmanlı ordusunun Şirket-i Hayriye’den kiraladığı onlarca gemi, Çanakkale-Gelibolu güzergâhında mekik dokuyor. Vazifeleri Anadolu’dan Rumeli’ye, Birinci Dünya Savaşı’nın ‘geliyorum’ nidası sebebiyle sıklaştırılan askerî malzeme sevkıyatını sağlamak. Sefere katılanlar arasında, dünyanın Türk icadı ilk arabalı vapuru, 26 baca numaralı ‘Suhulet’ de var. Tıpkı Trablusgarp ve Balkan harplerindeki gibi, sahil şeridinde haftalarca gidip geliyor. Neticede bir nevi ‘gazilik’ kazanıyor. 1870-1958 arasında çalışan tarihî gemiye dair anekdotlar bununla sınırlı değildir. Ancak onu hatırlayanlar bir bir el çekince, yalnızlığı bir kat daha artar, Suhulet’in. Ve bu kayboluş yarım asır devam eder. 18 Aralık’tan bu yana Harem-Sirkeci arasında ‘Suhulet’ isimli bir arabalı vapur sefer yapıyor. Yandan çarklı değil, güvertesinde onlarca araç taşıyabiliyor, üstelik boğazın iki yakasını 8 dakikada katediyor. Ama bu teknolojik gemi her şeyden önemlisi, atası Suhulet’in hatırasını yaşatıyor. İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) bünyesindeki yeni Suhulet, önümüzdeki dönemde İstanbullulara hizmet verecek 4 arabalı vapurun ilki. 2008’de üçer aylık aralıklarla seferlerine başlayacak diğer gemiler de nostaljik isimlere sahip: Sahilbend, Sadabad ve Sultanahmed. Projeyi tarihe vefa diye tanımlayan İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy, uzun yıllar Boğaz’ı turlayan; ama unutulan gemileri yeniden İstanbullularla buluşturmaktan memnun. Hele bu sürecin Suhulet gibi bünyesinde ilkleri taşıyan bir vapurla başlaması ayrı bir öneme sahip. Peki, nedir bu tarihî gemiyi cazip kılan? VAPURLAR YETMEYİNCE 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında 1 milyona yaklaşan nüfusuyla sadece Doğu’nun değil dünyanın önemli şehirlerinden biridir, İstanbul. Daha o zamanlardan ulaşım, diğer büyük merkezler gibi tarihî başkent için de problemdir. Özellikle Boğaz’daki deniz hattı artan nüfusa paralel gelişme gösteremez. İnsanların aktarımı bir yana, taşıtların ve binek hayvanlarının seyri de sıkıntılıdır. 1851’de kurulan Şirket-i Hayriye eliyle, çözüm bulunmaya çalışılır; ama yetersiz kalınır. Nihayet devrin kurum müdürü Hüseyin Haki Bey meseleyi halletmek için çareler aramaya başlar ve bir proje hazırlar. İNGİLİZ KAPTAN KORKUYOR Hüseyin Haki Bey, şirketin umum müfettişi İskender Bey ve Hasköy Tersanesi Başmimarı Mehmed Usta ile o güne kadar benzeri görülmemiş bir vapur tipi tasarlar. Buna göre düz ve alçak bir güvertenin iki ucu rampalarla desteklenir. Maksat, genişleyen güverteyi taşıtlarla doldurmaktır. Proje çizimleri Londra’daki bir tersaneye gönderilir. İngiliz mühendisler tasarıma şaşırsa da istenilen vapurun yapımını tamamlar ve 1869’da gemi suya indirilir. İlk seyir tecrübesinin ardından da Türkiye’ye gelir ve Sirkeci-Harem hattında çalıştırılır. Ancak bu geliş ve güzergâhında seferlere başlama tahmin edildiği kadar kolay olmaz. Bir kere Londra’dan su kesimi az, üstü havaleli, safrasız, üstelik boş bir gemiyle yola çıkan İngiliz kaptanın gözü ziyadesiyle korkmuştur. Hatta rivayet o ki, benzer bir seyahate tekrar katılmamaya yemin eder. Suhulet Osmanlı başkentine ulaştığında da kayıkçı esnafının keyfi kaçar. Diğer gemilerden sonra ekmeklerine bir ortak daha çıkmıştır. Ama bu sefer işleri daha zordur. Camlarına taş atma ya da denizde aniden karşısına çıkmayla ondan kurtulamayacaklarını anlarlar. Yine de kendilerince bir çözüm üretirler. Gemi ilk seferinde Üsküdar’dan alacağı bir topçu kıtasını Beşiktaş’a taşıyacaktır. Kayıkçılar iskelede teknelerini yan yana zincirle bağlayarak önlem alır. Ancak Suhulet’te onlardan daha kararlı biri vardır: Topçu bataryasının kumandanı. Teknelerin çekilmesini; aksi halde hepsini batıracağını söyler. Üzerlerine çevrilen top namlularından mevzunun ciddiyetini fark eden esnaf kısa sürede dağılır. Maceralı başlayan ilk seyahatin ardından 1900’lerin ilk on yılına kadar bir problem çıkmadan iki yaka arasında seferler devam eder. 1911’e gelindiğindeyse Suhulet için farklı bir dönem başlar. TRABLUSGARP VE BALKAN HARBİ Sömürgecilik yarışında diğer Avrupa devletlerinden geri kalan İtalya 20’nci yüzyıl başında açığını kapatmak için Osmanlı’nın Kuzey Afrika topraklarına göz diker. İlk adresi şimdilerin Libya’sı Trablusgarp topraklarıdır. Kısa sürede bölgeyi işgal eder. Bâb-ı Âli bu oldubittiye karşılık Enver Bey, Mustafa Kemal ve bazı genç subaylar eliyle bir direniş tertipler. Ama askerî gücünü de kuvvetlendirmelidir. Özellikle ulaşım araçları önemli bir eksiktir. Şirket-i Hayriye’ye ait gemiler bu amaçla kiralanır ki aralarında Suhulet de vardır. Bahriye hizmetine giren gemiye torpil kovanı tertibatı yerleştirilir. Ancak 1912’de devlet, Türk-İtalyan Harbi’ni Balkan Savaşları sebebiyle yarım bırakır ve farklı bir maceraya atılır. Böylece Suhulet ve diğer gemilerin vazife sahası değişir. Artık İzmit, Tekirdağ, Yeşilköy, Çanakkale, Gelibolu ve Karamürsel bölgelerinde asker sevkıyatı yapılmaktadır. Özellikle Anadolu’dan Rumeli’ye geçecek askerlerin Haydarpaşa-Sirkeci arasındaki seyrinde önemli rol oynar. Devlet-i Âliye’nin bir harpten çıkıp diğerine girdiği bu yıllarda Suhulet’in de vazifeleri sürekli değişmektedir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde de ordu için çalışır. Bu süreçte yüz binlerce asker ve mekkâre tabir edilen harp için halktan kiralanan at, deve ve katır gibi binek hayvanlarını taşır. Tüm zorlu vazifelerde tarihî geminin yanında bir yol arkadaşı vardır: Sahilbend. Londra tersanelerinde aynı anda yapımına başlanılan ve kendisinden bir yıl sonra hizmete giren Sahilbend onun gibi bir nevi gazilik unvanı taşır. Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’nda benzer görevlerde çalışır. Hatta 7 Temmuz 1915’te sabah erken başlayan ve yirmi dört saat araklıksız süren seferlerin sonuncusunda bir İngiliz denizaltısının torpil saldırısına uğrar; ama zarar görmez. Nihayetinde iki gemi de savaşların ardından İstanbul Boğazı çevresindeki seferlerine döner ve uzun seneler iki kıta arasında seyreder. 1958’e gelince Suhulet, bir yıl sonra da Sahilbend miadlarını doldurur ve hizmet dışına çıkarılır. Suhulet ‘kolaylık’, Sahilbend ise ‘iki yakayı birleştiren’ anlamına gelmektedir. Rivayete göre iki yoldaşın isim babası Türk edebiyatının ‘vatan şairi’ Namık Kemal’dir. GEMİ ÇOK HIZLI, ÇAY İÇEMİYORUZ! Ceddinin ismini taşıyan modern Suhulet, Türk tersanelerinde inşa edildi. 80 araç ve 600 yolcu kapasiteli gemi 12,5 deniz mili hız yapıyor. Emniyet açısından dünyanın en güvenli teknik tertibatına sahip. Vapur etrafındaki yüksek camlar ve açık-kapalı mekânlar yolculara Boğaz’ı seyir keyfi sunuyor. Ancak bazı yolcular, konforundan memnun kaldıkları geminin kısa seyir süresinden şikayetçi. Çünkü 8 dakikalık yolculuk sırasında çaylarını keyifle içemiyorlar! SUHULET’İN MUCİDİ HÜSEYİN HAKİ BEY 1825’te Girit Kandiye’de doğan Hüseyin Haki Bey, dokuz yaşında babasını kaybedince Mısır’daki amcasının yanına gönderilir. Medrese eğitiminin yanında Fransızca da öğrenir. Vali Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu Halim Paşa’ya Türkçe ve Fransızca öğretir. Bir dönem sadarete de getirilen, Mehmed Ali Paşa’nın damadı Yusuf Kamil Paşa’nın özel kalem müdürlüğünü üstlenir. Abbas Halim Paşa valiliğe gelince Sudan’a sürülür. Hatırlı dostları sayesinde İstanbul’a gelebilir. 1856’da da Şirket-i Hayriye’nin müdürlüğüne atanır. Kurum onun zamanında hızla büyür. 1858’de 16 vapur varken 37 yıl sonra sayı 46’ya ulaşır. Muhasebe bürosunun düzenlenmesi, yeni iskelelerin kurulması, istasyonlarda kışın soba yakılması, buralara vapur saatleri çizelgesi asılması, şikâyet defterleri konulması ve vapurlarda can simidi bulundurulması gibi hizmetlere de imza atar. Vazifeye başladığının 19’uncu senesinde Şirket-i Hayriye’nin yönetim kurulu başkanı Rauf Paşa, Hüseyin Haki Bey’e işten ayrılması yönünde baskı yapar. Ama onun gidişi bazı sıkıntıları beraberinde getirir. Evvela kurumun 60 liradan işlem gören hisselerinin değeri 20 liraya kadar düşer. Kasadaki 60 bin lira nakit tükenir. Neticede Sadrazam Âli ve Yusuf Kamil Paşa’nın ricasıyla Hüseyin Haki Bey vazifesine döner. İlk iş olarak, vadesi gelen faiz borcunu öder. Böylece kurumun itibarı yeniden sağlanır. Şirket-i Hayriye’ye 40 seneye yakın hizmet eden Haki Bey 1895’te vefat eder. Kurum 1911’de Fransa’dan satın alınan 69 baca numaralı vapura onun ismini vererek vefasını gösterir. Fakat gemi şehir hatları işletmesine satılınca adı Göztepe diye değiştirilir. kaynak:www.aksiyon.com.tr |