| Şansım olsa Osmanlı'da yaşardım |
|
|
|
| Çarşamba, 09 Nisan 2008 01:31 |
Hanedan ailelerini araştıran İngiliz tarihçi Philip Mansel büyük ilgi gören ''Konstantiniyye'' adlı tarihi romanı yazarken Abdülmecid döneminden çok etkilendiğini söylüyor.
Hanedan ailelerini araştıran İngiliz tarihçi Philip Mansel büyük ilgi gören ''Konstantiniyye'' adlı tarihi romanı yazarken Abdülmecid döneminden çok etkilendiğini söylüyor Şükran PakkanBu hafta, ‘Cafe’niz, bir tarihçiye sayfalarını açıyor. İstanbul’un beş yüz yıllık tarihini; Osmanlı’nın en parlak döneminden çöküşüne, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar uzanan döneminin tarihsel haritasını çıkaran, bizi bizden daha iyi tanımaya ant vermiş bir İngiliz’e; Dr. Philip Mansel’e... Çünkü, hanedan ailelerini araştıran bu İngiliz tarihçi beş yıl önce çantasını alıp Cihangir’in göbeğine yerleşti, bulabildiği her satır yazıyı okudu, araştırdı, kütüphanelerde sabahladı. Sonuçta, bize enfes bir İstanbul romanı hazırladı. İsmi: ''Konstantiniyye''. Kitap, daha kitapçı raflarına çıkar çıkmaz, ''Bir İngiliz tarafından yazılmış Türkleri anlatan en iyi kitap'' yorumlarını aldı. Hem de Avrupa basınında. Türk ebediyat eleştirmenleri, ''klasik olmaya aday bir yapıt'' diyor Konstantiniyye için... Cihangir âşığı olan Mansel ise çoktan yeni kitabı için hazırlıklara başlamış. Bu kez İzmir’deki Levanten aileleri araştıracak... Yıllardır hanedan ailelerini araştırıyorsunuz. Bir tarihçi için, hanedan ailelerini çekici hale getiren nedir? Bence hanedan aileleri, 20. yüzyıla kadar olan olayların anahtarıdır. İktidarlar hanedanlar etrafında şekilleniyordu. Çinlilerde, Osmanlılarda, Fransızlarda hanedan aileleri tarih yazdı. Hanedanlar, toplumsal yaşamda çok temel ve duygusal bir ihtiyaçtı. Peki neden Osmanlılar? Ben İstanbul’a ilk kez 1982’de tamamen turistlik bir amaçla geldim. O yıla kadar çoğunlukla Fransız hanedanı hakkında çalışmalar yapmıştım. Osmanlı İmparatorluğu’nu okumadan gerçekten Avrupa tarihini anlamanın mümkün olmadığını anladım bu gezide. O yıllarda Osmanlı tarihi hakkında çalışan çok az Avrupalı vardı ve yayıncım ''Bu alanda çalışabiliriz'' dedi. İstanbul’daki ilk izleniminiz ne olmuştu? Hanedan kültürü tabii ki... Camilerin ve minarelerin güzelliği. Topkayı Sarayı’ndaki gezim inanılmazdı. Sultanların tahtları muhteşemdi. Bir de Kapalıçarşı’daki halı pazarlığımızı unutamıyorum. Ve Osmanlı tarihi hakkında çalışmaya başladınız. Osmanlılar size ne ifade etti? Onların yönetim biçimleri, dünyanın her yerinden, her daim farklı oldu. Osmanlı, bu dünyanın herşeyiydi. Herşeyden bir parçaydı. Büyük Türk, büyük Müslüman, büyük Avrupalı’nın karışımıydı. Çok açık fikirliydi ama bazı konularda çok muhafazakardı. Kitabı yazarken nasıl bir çalışma yapmak gerekti? Uzun. 4-5 yıl kadar da yoğun olarak bu kitap üzerine çalıştım. Bulabildiğim her şeyi okudum. Genç akademisyenlerin tezlerini inceledim. Osmanlıca ve Türkçe’den çeviriler yapan Türk arkadaşlarım sayesinde çok fazla kaynağa ulaştım. Çok fazla resim koleksiyonu inceledim. Abdülhamit dönemiyle özellikle ilgilendim. Osmanlı’ya ilişkin bulabildiğim tüm romanları okudum. Diplomatik kayıtları okudum. Sultanların büyükelçilere, konuklara verdikleri hediyeleri inceledim. Ermeniler ve Yunanlılarla ilgili çalışmalar yaptım ve Avrupa’daki Yunan, Fransız, Ermeni kütüphanelerine gittim. Osmanlılarla ilgili sizi şoke eden bir bilgi oldu mu? Müslüman gelenekleri hakkında çok fazla şey bilinmediğini, hatta Müslüman toplumların anlayışından çekindiklerini görmem. Bu benim için anlaşılması çok zor, çünkü zaten bir Müslüman toplumudur diye bakıyordum. Beni asıl şoke eden ise sultanların katledilmesidir ki, bunun çok doğal bir olay haline gelmiş. Hemen her taht devrinde yaşanması inanılmazdır. Gördüğüm, bu olayların halkı da şok ettiği. Siz yıllarca Fransız saraylarını da araştırdınız. Dünyadaki örnekleriyle, Osmanlı hanedanı arasında ne gibi benzerlikler görüyorsunuz?Hiç, hem de hiç. Sanırım bir benzerlik görememem çok ilginç. Yoksa baktığınız zaman her ikisi de ortak ihtiyaçtan doğdu. Aynı yolda ilerliyorlar. Sultanlar günlerce süren avlara çıkıyor, neden? Çünkü, kâinata hakim olma dürtüleri var. Biri haftada bir atın üzerinde camiye giderek halkla buluşuyor, diğeri şapele gidiyor. Artık insanlar Versailles ile Topkapı’yı kıyaslamaya da başladı. Ancak Osmanlı sultanları Fransa’ya çok sık gidiyordu ve Fransızca biliyorlardı. Ama Osmanlı hanedanının benzersiz özellikleri var, ne olursa olsun. Bir şans verilse, hangi dönemde, hangi imparatorlukta yaşamak isterdiniz? Kesinlikle Abdülmecid döneminde İstanbul’da. Bu kitapla ne anlatıyorsunuz? Birincisi hanedan aileleri içerisinde en önemlisini, Osmanlıları tanıtıyorum. İkincisi Avrupalı müttefikleri açısından bakıyorum tarihe. Ve Osmanlı kadınları... Nasıl buldunuz Osmanlı kadınını? Çok özgür değiller ama kendi başlarına dışarı çıkabiliyorlar. Güçlü kadınlar. Arap ülkelerinden en büyük farkı camilere çok rahat gidiyorlar. Erkeklerle olan ilişkileri de çok eşit değil ancak erkekler üzerinde büyük etkiye sahipler. Sokaktaki kadınlar? Sınırları zorluyorlar. Değiştirmeye ve eleştiriye açık kadınlar yaşamış Osmanlı’da. Halide Edip çok önemli bir örnek. Abdülhamit döneminde çarşaflı kadınların değişimini görüyoruz. Osmanlı kadını aynı zamanda nasıl göründüğüne çok önem veriyor. Çarşafların bağlanışı, renkleri. Sonra çalışan kadın örnekleriyle dolu Osmanlı tarihi. Oysa aynı dönemde dünyanın birçok yerinde kadınların çalışması imkansızdı. Bugünün Türk kadınıyla kıyasladığınızda? Yine tamamen farklılar. Bugünün Türk kadını, çok güzel, çok farklı, çok dinamik, resmi ve güçlü. Harem sakinleri için saklı bahçeler Kafkaslar’da yüzyıllar boyu, anneler kızlarının beşiklerini sallarken, ''Sultan haremi olasın, elmaslar ve ihtişam içinde yaşayasın'' diye ninniler söylerdi. Ninniyi hakikat kılmaya fazlasıyla hevesli kimi kızlar kendilerini, karşılıksız köle tacirlerine sunardı. Amaçları, Konstantiniyye’deki haremdi. Saray haremi, kadınların ve hadımağalarının kutsal sığınağıydı.'' n ''Sultan’ın Marmara Denizi ve Boğaz kıyıları boyunca altmış bir bahçesi vardı. Harem sakinlerinin ziyaretleri sırasında, kadınları yabancı bakışlardan saklamak için bahçelerin etrafı kafeslerle örtülürdü. Saray bahçıvanları olan bostancılar, maiyetin başlıca birimlerinden birini oluştururdu: 1580 yılına ait bir muhasebe defterinde, bostancıların ''saray bahçesinde bulunan Saadet Köşkü’nün taraçasındaki yaseminli kameriye''nin yenilenmesi için yaptıkları masraf kayıtlıdır. Türkçe bilmiyorTürkçe bilmiyorsunuz. ''Oldu'' diyorum, ''Bir bardak şarap lütfen'' diyorum. n Bu dağarcıkla tarih araştırması zor olsa gerek. Haklısınız. Kurslara gittim ve olmadı. Türkçe öğrenmek için çok istekliyim ama çok tembelim. n İstanbul’da yaşayan İngiliz bir tarihçinin günü nasıl geçer? Son yıllarda eve pide ısmarlayıp, sadece okumaya ve Cihangir’deki balkonumda kitabımı yazmaya konsantre oldum. İstanbul’da en çok Eyüp’ü seviyorum ama... http://www.milliyet.com/2007/12/10/cafe/acaf.html |
| Anasayfa |
| Forum |
| Atatürk Özel |
| Çanakkale 1915 |
| Ermeni Sorunu |
| Haberler |
| İletişim |
| RSS |
| Yazarlar |







![]() | Bugün | 190 |
![]() | Dün | 591 |
![]() | Bu Hafta | 2072 |
![]() | Bu Ay | 5351 |
![]() | Toplam | 404008 |