|
Medeniyetler İttifakı Forumu öncesinde açılan ‘Aynı Denizin Uçlarında: Doğu’ya Yolculuk Fotoğrafında El Hamra ve Topkapı Sarayları’ sergisi Türk-İspanyol kültürünün tarihteki etkileşimini bugüne taşıyor.
İstanbul’da düzenlenen Medeniyetler İttifakı II. Forumu, Türk ve İspanyol kültürlerinin yakınlaşmasına da vesile oluyor. İttifakın iki kurucusu Türkiye ve İspanya, ikinci forum kapsamında, Doğu ile Batı arasındaki diyaloğa katkıda bulunmak üzere ortak kültürel etkinliklere imza atıyor. Bu faaliyetler kapsamındaki “Aynı Denizin Uçlarında: Doğu’ya Yolculuk Fotoğrafında El Hamra ve Topkapı Sarayları” sergisi İstanbul Topkapı Sarayı’nda ziyarete açıldı. İspanya Dışişleri Kültür Kuruluşu (SEACEX), İstanbul Cervantes Enstitüsü, El Hamra ve Generalife Konseyi ile Topkapı Sarayı Müzesi’nin ortaklaşa düzenlediği sergi 31 Mayıs’a kadar gezilebilecek. Küratörlüğünü Javier Piñar ile Carlos Sánchez’in üstlendiği sergi, 19. yüzyılın ünlü fotoğrafçıları Jean Laurent ve Abdullah Biraderler’in koleksiyonlarından yola çıkarak El Hamra ve Topkapı Sarayı arasındaki diyaloğu ortaya koyuyor. İstanbul ve Granada şehirlerinin eski panoramik görüntülerinin etrafında, farklı tarihlerde farklı mimarlar tarafından inşa edilen iki sarayın benzer avlu, oda ve süsleme detayları dönemin fotoğraflarıyla sunuluyor. Fotoğrafların yanı sıra dönemi yansıtan harita, litografi, seyahat kitapları ve maketlerle Nasri ve Osmanlı dönemlerine ait orijinal parçalardan oluşan 126 eser sergileniyor. Eserler arsında Sultan Abdülhamid’in fotoğraf malzemeleri ile Fatih Sultan Mehmet’in kılıcı da yer alıyor. Sergi alanı ışık ve işitsel ekipmanlarla kuvvetlendirildiği için fotoğraflar daha güçlü hissediliyor. ‘Seyahatler, Anıtlar ve Görsel Bellek’, ‘Şehirdeki Saraylar’, ‘Zamanın İçerisinde Saraylar’ ve ‘Belirgin Bakış’ başlığı altında dört bölümden oluşan sergiyi organizatörlerinden İstanbul Cervantes Enstitüsü Müdürü Antonio Gil de Carrasco ile konuştuk. 14 aydır İstanbul’da bulunan Carrasco, Türk kültürüne alışmakta zorluk çekmemiş. Akdeniz kültürünü paylaşan bu iki toplumun benzer hayat tarzına sahip olduğunu aktarıyor: “İspanya ile Türkiye’nin benzer tarihî geçmişi var. 16-17. yüzyılda her ikisi de dünyanın önemli imparatorluğuydu. 19. yüzyılda iki imparatorluk da gerilemeye başladı. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında iki ülke tekrar yükselişe geçti; ekonomide ilk 20’deler. Bu bağlamda tarihî bir benzerlik var. Ayrıca Akdeniz’in iki ucunda bulunan ülkeler kültürel olarak çok yakın. Biz benzer motiflere sahip Topkapı ile El Hamra Sarayı üzerinden tarihe dayanan bir diyalog başlatmaya çalışıyoruz. 14 aydır buradayım, kendimi evimdeymişim gibi hissediyorum. Türk kültürü ve karakterinin bize yakın olduğunu düşünüyorum.” Carrasco, ikincisi İstanbul’da düzenlenen Medeniyetler İttifakı Forumu’nun İspanya-Türkiye yakınlaşmasına önemli katkılar sağlayacağını ifade ediyor. 11 Eylül ve 11 Mart saldırılarının ardından Batı’da Müslümanlara karşı bir önyargı oluştuğunu belirten Carrasco, kendisinin bu önyargıların hiçbirini paylaşmadığını şöyle anlatıyor: “Mesela Ayasofya’nın korunması bu millette var olan dinsel hoşgörünün en güzel kanıtı aslında. Geçmişte birçok kültür tahrip etti. Fatih Sultan Mehmed fethin ardından kiliseyi cami yaptı; ama var olan zenginliği tahrip etmedi, korudu. Başbakanlarımızın öncülüğünde oluşturulan Medeniyetler İttifakı da bu hoşgörüyü dünyaya yaymaya çabalıyor. Müslümanlıkta fanatizmin yeri olmadığını ve İslamın hoşgörü dini olduğunu Batı’ya anlatmada Türkiye’ye daha fazla rol düşüyor. İspanya Müslümanlara bu çerçeveden bakıyor. İstanbul’daki ikinci forumda da hoşgörü ve diyaloğun dünyada daha fazla yayılmasına çaba sarf edilecek.” Bu bağlamda serginin zamanlamasını ve kültürel benzerliklere vurgu yapmasını önemsiyor Antonio Gil de Carrasco. Serginin, iki sarayın coğrafi ve kültürel motifleri açısından benzerliklerini ve iki milletin Akdenizli olmaktan kaynaklanan yakınlığını anlatmaya çalıştığını belirtiyor: “Topkapı ile El Hamra’yı aslında farklı zamanda (15. ve 16. yüzyılda) farklı mimarlar inşa etti. Ama bahçe süslemesinden ahşap motiflere kadar pek çok yönden benzerlikler görülüyor. Bu bize Akdeniz’in kıyısındaki iki toplumun aynı düşünceleri, aynı kültürü ve aynı hissiyatları paylaştığını yansıtıyor. Biz bu sergiyle bu yüzyılda da iki toplumun daha yakın etkileşimde olabileceğini ortaya koymaya çalışıyoruz.” Cervantes kapsamında daha önce Beyrut, Tel Aviv, Kahire, Şam ve İskenderiye’de görev aldığını anlatan Carrasco, Arapçanın yanı sıra az da olsa Türkçe de öğrenmiş. Arap ülkelerinde bulunduğu sırada Batı’da ortaya çıkan ‘İslam fobisi’nin gerçeği yansıtmadığını fark etmiş. Ona göre Hıristiyanlar arasında olduğu gibi Müslümanlar arasında da aşırılar mevcut ama bu durum İslam ile ilgili değil. Carrasco, Müslümanlara bu şekilde bakanların azınlıkta olduğunu ve onların bu şekilde düşünmelerinin İslam’ı tanımamalarından kaynaklandığını aktarıyor: “Ben çeşitli ortamlarda bizzat Arap ülkelerinde gördüğüm İslam’ı anlatıyorum. İslam’ın özünde aşırılık yok; Müslümanlardan aşırıcı olanlar var. Bu tür gruplar Hristiyanlar arasında da var.” ENSTİTÜ 9 YILDIR FAALİYETTE 2001’de dönemin İspanya Başbakanı José Maria Aznar ile Başbakan Bülent Ecevit tarafından açılan İstanbul Cervantes Enstitüsü, İspanyolca konuşan tüm ülkelerin kültürel miraslarını Türkiye’ye tanıtma görevini üstlendi. Enstitü bu bağlamda Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde konser, film gösterimi, resim ve fotoğraf sergisi, kitap tanıtımı, tiyatro temsili ile konferanslar organize ediyor. Taksim’de bulunan enstitü, bu doğrultuda İstanbul ve Anadolu’da yer alan gerek İspanyol gerek Latin Amerikalı gerekse Türk kurum ve kuruluşlarıyla çeşitli işbirlikleri de gerçekleştiriyor. 14 binden fazla materyal barındıran kütüphanesi halka açık. Bununla birlikte enstitü kapsamında yürütülen İspanyolca kursları geçen 8 yılda 11 bin kişiye dil eğitimi verdi. Aksiyon |