HASAN CELAL
GÜZEL
YÖK, Mardin Artuklu Üniversitesi’nin bünyesinde bir ‘Kürt Dili ve Edebiyatı’ bölümü açılması teklifini inceliyor. Daha önce, bir ‘Kürt Araştırma Enstitüsü’ kurulması konusunda yazılarımızda teklifler getirmiştik. Bu konuda önemli sayılan ‘Paris Kürt Enstitüsü’ bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki bu enstitü, bilimsel çalışmalardan ziyade ideolojik temelli siyaset yapmakla meşguldür.
Türkiye’de nüfusun yüzde 9 gibi önemli bir oranını oluşturan Kürtlerin, tarafsız ve bilimsel bir şekilde araştırılması; Kürtçe’nin çeşitli lehçelerinin incelenmesi ve geliştirilmesi; antropoloji, etnoloji ve tarih açısından bilimsel çalışmaların yapılması, önemli bir gelişme olacaktır.
Lâkin, ‘Kürt Araştırma Entitüsü’nün kuruluşu sırasında şu hatâlardan kaçınmak gerekir:
1. Bu bir ‘Araştırma Enstitüsü’ olmalıdır; aslâ ‘Kürt Dili ve Edebiyatı’ bölümü açılamaz. Zira, önce bir ‘Kürt Dili’ ve ‘Edebiyatı’ geliştirilmelidir. Vatandaşlarımızın bir kısmının konuştuğu dil, lehçe ve şiveleri küçümsemek aklımızdan bile geçmez. Değil mi ki, kardeşlerimiz bunları ‘ana dilleri’ olarak kabul edip benimsemişler; bize de elbette saygılı olmak düşer. Ancak, bazı bilimsel gerçekleri gözardı ederek gösteriş için uygulamaya geçerseniz sonu hüsran olur.
2. Bu enstitü ya da bölümden ‘Kürtçe Öğretmeni’ yetiştirilmesi hayâldir. Bu bölüm mezunlarının, önce ‘Kürtçe Seçmeli Dersleri’nde, daha sonra da ‘Kürtçe Eğitim’de öğretmen olarak istihdam edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Kürtçe kursları için gerekirse öğretmen yetiştirilebilir; ancak bunun yeri ‘Kürt Araştırma Enstitüsü’ değildir.
3. Mardin Artuklu Üniversitesi’nde veya bir başka yeni açılmış üniversitede böyle bir bölüm ya da enstitünün açılması mümkün değildir. Bu gibi üniversiteler önce kendi kuruluşlarını tamamlamalı ve bilimsel araştırma yapabilecek seviyeye gelmelidirler. Diğer taraftan, bölge üniversitelerinde eksenin, bilimsel araştırmadan ideoloji ve siyasete kayacağı da açıktır.
‘Kürt Araştırma Enstitüsü, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi bünyesinde veya İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde kurulmalıdır. Bu enstitünün altyapısını, akademik heyetini ve metodolojisini oluşturacak imkânlar sadece bu iki üniversitede bulunabilir.
***
Bu vesileyle Kürtçe konusundaki bazı bilimsel görüşleri de aktarmak istiyoruz: Ali Rıza Şeyh Attar’a göre, daha çok Türkiye’de yaşayan Kürtler ile İran’ın Batı Azerbaycan bölgesinde yaşayan Kürtler ‘Kurmanci’ lehçesiyle, Irak Kürtlerinin çoğunluğuyla İran’ın bazı bölgelerinde yaşayan Kürtlerin konuştuğu ‘Sorani’ lehçeleri vardır. David McDowall ise bu iki lehçenin gramer kuralları açısından birbirinden farklı olduğunu belirtir.
Bazı yazarlar, ‘Gorani’, ‘Zaza Gorani’ ve ‘Zazaca’yı Kürtlerin konuştuğu diller arasında saymaktadır. Ancak, V. Minorsky, Hadank, D. Mackenzie, Goiçhie Kojina, Ingmar Sanberg, Gara Sasuni gibi bilim adamları, Kürtçe’nin bir lehçesi olarak kabul etmedikleri Zazaca’yı ayrı bir dil olarak tanımlamaktadırlar.
Diğer taraftan çeşitli araştırmacılar, Türkiye’de konuşulan Kürtçe’nin bir lehçe olduğunu ve Farsça’ya daha çok benzediğini vurgulamakta; Arap ve Türk tesirlerinin de karışımıyla, kendine has bir telâffuzu olduğunu beyan etmektedirler. Bu çerçevede, Kürtçe’nin; Zazaca, Dımili (Dımli Dümbili), Kurmanci, Sorani, Gorani vb. gibi farklı şivelerle konuşulduğunu belirten araştırmacılar, Kürtçe’nin ayrı şivelerini konuşan insanların birbirlerini anlayamadıklarını da vurgulamaktadır. Bruniessen’e göre bu lehçeler önemli gramer farklılıkları da gösterirler.
1856 yılında Rusların Erzurum Konsolosu olarak atadığı Auguste Jaba, dönemin bütün Rus konsolosları gibi Kürtler üzerinde araştırmalarda bulunmuş ve 1860’da bir Kürtçe sözlük yayınlamıştır. Bugüne oranla daha az değişikliğe uğramış bir Kürtçe’yi temsil eden ve 8460 kelimeden oluşan Jaba sözlüğü esas alınarak daha sonra F. Justi tarafından St. Petersburg Bilimler Akademisi’nin isteği üzerine 8378 kelimelik bir sözlük oluşturulmuştur.
Minorsky gibi Kürdologlar tarafından yapılan tasnif neticesinde, 8460 kelimenin 3080’i Türkçe, 2600’ü Farsça, 2000’i Arapça, 220’si Ermenice, 180’i Keldanice, 60’ı Çerkezce, 20’si Gürcüce olup 300’ünün menşei belirsizdir. Görüldüğü üzere, bunların arasında atıf yapılacak bir tek Kürtçe kelime yoktur.
Bu arada, özellikle Fransa’nın ve İskandinav ülkelerinin verdiği büyük desteğe ve sağlanan finansmana rağmen, bugüne kadar Kürtçe yanlanmış kitap sayısı birkaç yüzü geçmemektedir. Ne yazık ki, henüz bir Kürt Edebiyatı’ndan söz edilemez. Mem û Zin, tek başına bir edebiyat değildir.
***
Bu gerçekleri bilerek ve kızmadan, darılmadan değerlendirerek yapılması gerekenleri beraberce ortaya koyalım. Unutmayalım ki, birkaç bin kelimeyi geçmeyen bir dil (ya da lehçe) ile bilim, edebiyat ve eğitim yapılamaz.
Geliniz önce bu dili ve kültürü ortaya çıkarıp geliştirelim. Kürt kardeşlerimizin ana dillerini inceleyip araştıralım. Bu dile değer ve önem verelim.
Lâkin, aslâ hakikatlerin sınırlarını zorlamaya kalkmayalım.
(Yazımızda, Safiye Dündar’ın ‘Kürtler ve Azınlık Tartışmaları’ isimli eserinden faydalandık (Doğan Kitap, Temmuz 2009).