Forum
|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
|
|
1) Hitler'den Hearst'e, Conquest'ten Soljenitsin'e
Stalin döneminde, milyonlarca insanın hapsedildiği, Sovyetler Birliği'nin çalışma kamplarında infaz edildiği ya da açlıktan öldüğü söyleniyor. Günümüzde, Sovyetler Birliği çalışma kamplarının kurbanları, gulag kurbanları hakkında korkunç hikâyeler duymayan var mıdır? Stalin döneminde açlıktan ölen milyonlarca insan ya da idam edilen milyonlarca politik muhalif hikâyelerinden haberdar olmayan var mıdır? Kapitalist dünyada, bu hikâyeler kitaplar, gazeteler, radyo, televizyon ve filmlerde temcit pilavı gibi karıştırılıp karıştırılıp sunulur. Son elli yılda, sosyalizmin kaç milyon kurban verdiği hakkında sözde hesaplar ölçüsüzce şişirilmiştir. Fakat, bu hikayeler ve sayılar neyin nesidir, nereden çıkmaktadır? Tüm bunların arkasında ne var? Dahası; bu hikâyeler doğru mudur? Önceleri gizli olan, 1989'da ise Gorbaçov tarafından tarihsel araştırmaya açılan Sovyetler Birliği arşivlerinde hangi bilgiler vardır? Sovyetler Birliği üzerine efsaneler yazanlar, Stalin yönetiminde ölen milyonlar hakkında bu masalların, arşivler açıldığında kanıtlanacağını iddia ediyorlardı. Böyle mi oldu? Gerçekte ne kanıtlandı? Sovyetler Birliği arşiv araştırmalarının sonuçlarını inceleyen bu makalenin yazarı, Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'nde gerçek mahkûm sayısı, hükümlülük süreleri, ölenlerin ve idama mahkûm olanların sayıları hakkında somut bilgiler verecek durumdadır. Gerçek, efsaneden oldukça farklıdır. Ben İsveç Komünist Partisi KPML(r) üyesiyim. Makale parti gazetesi Proletären'de 1998 yılında yayınlanmıştır. Hitler ile Hearst, Conquest ve Soljenitsin arasında dolaysız bir bağ vardır. 1933'de Almanya'da, dünya tarihine on yıllar boyu damgasını vuracak bir politik değişim yaşanıyordu. 30 Ocak günü, Hitler başbakan oluyor, vahşi ve yasa tanımaz yeni bir hükümet biçimi ortaya çıkıyordu. Naziler, iktidarlarını sağlamlaştırmak için aynı yılın 5 Martında yeniden seçime gittiler, zafer kazanmak için ellerinde bulunan bütün propaganda imkânlarını kullandılar. Seçimlerden bir hafta önce, 27 Şubat'ta naziler parlamentoyu kundaklayıp bundan komünistleri sorumlu tuttular. Seçimde, naziler 17,3 milyon oy aldı ve 288 milletvekilliği kazandı, bu tüm oyların %48'i ediyordu (kasım 1932'de 11,7 milyon oy almış ve 196 milletvekili çıkarmışlardı). Komünist Parti yasaklandıktan sonra, Naziler sosyal-demokratları ve sendikal hareketi baskı altına aldılar, solcu erkek ve kadınlarla dolu ilk toplama kampları ortaya çıktı. Bu sırada, sağcıların da desteğiyle Hitler'in parlamento üzerinde ağırlığı artmaya devam etti. 24 Mart'ta Hitler parlamentoya, ülkeyi dört yıl boyunca parlamentoya danışmadan yönetmesi için kendisine mutlak iktidar verilmesini içeren bir yasa tasarısı sundu. Bu andan itibaren, Yahudiler'e karşı açık saldırılar başladı, komünistlerle solcu sosyal-demokratlardan sonra toplama kamplarına bunlar alındılar. Hitler mutlak iktidara sahip olmak için bir darbe yaptı, Almanya'nın silahlanmasına ve askeri gücüne sınırlama getiren 1918 anlaşmalarını reddetti. Almanya'nın yeniden silahlanması çok hızlı oldu. İşte Sovyetler Birliğinde ölen insanlar hakkında efsaneler bu uluslar arası politik ortamda ortaya çıktı. 2)Ukrayna'da kıtlık efsanesi Hearst'ün Sovyetler Birliğine karşı ilk basın kampanyalarından biri Ukrayna'da sözde açlıktan ölen milyonlarca insan hakkındaydı. Bu kampanya 18 Şubat 1935'te, Chicago American gazetesinin 'Sovyetler Birliğinde 6 milyon insan açlıktan öldü' manşetiyle başladı. Nazi Almanyası'nın sağladığı malzemeyle, basın baronu ve nazi sempatizanı William Hearst Bolşevikler tarafından yaratılan ve Ukrayna'da birkaç milyon kişinin ölümüne yol açan sözde soykırım hakkında hikâyeler üretmeye başladı. Gerçek ise oldukça farklıydı. Sovyetler Birliği'nde olan, 30'lu yılların başında, topraksız köylülerin zengin toprak sahibi kulaklara karşı ayaklandığı, kollektifleştirme ve kolhozların kurulması için savaştıkları benzeri görülmemiş bir sınıf savaşıydı. Doğrudan ya da dolaylı olarak 120 milyon kadar köylüyü etkileyen bu devasa sınıf savaşı elbette üretimde sorunlara ve bazı bölgelerde hasat eksikliğine yol açtı. Daha az beslenen insanlar zayıfladı ve bu da salgın hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdı. Bu hastalıklar o sırada tüm dünyada yaygındı. 1918-1920 arasında, bir İspanyol gribi salgını ABD ve Avrupa'da 20 milyon insanın ölümüne neden olmuş, kimse bu ülkelerin hükümetlerini kendi yurttaşlarını öldürmekle suçlamamıştı. Böyle bir salgına karşı bu hükümetler hiçbir şey yapamazdı. Ancak İkinci Dünya Savaşı sırasında penisilinin bulunmasıyla böyle salgınların önüne geçilebildi. Bunun yaygınlaşması da 40'lı yılların sonunu buldu. Ukrayna'da milyonlarca insanın açlıktan öldüğünü, bunun da komünistler tarafından bile bile yaratıldığını anlatan Hearst basınının makaleleri, inandırıcı ve detaylı bilgiler içeriyor görünüyordu. Hearst basını, bu yalanları gerçek gibi göstermek için her türlü aracı kullandı, böylece kapitalist ülkelerin kamuoyunu etkilemeyi ve bir anda Sovyetler Birliği'ne yüz çevirmesini sağlamayı başardı. Sovyetler Birliği üzerine belli başlı efsanelerden birinin kökeni budur. Sözde kıtlık hakkında batı basınının ifşaatlarına karşı Sovyetler Birliğinin açıklamalarını ve Hearst basınının yalanlarının nasıl üretildiğini sergilemelerini kimse dinlemek istemedi ve bu durum 1934'ten 1987'ye kadar sürdü! 50 yıldan uzun süre, her yeni kuşak Sovyetler Birliği sosyalizmine olumsuz gözle bakmalarına neden olan bu iftiralarla beslendi. 3) 1988 yılında Hearst'ün medya imparatorluğu William Hearst 1951 yılında Kaliforniya Beverley Hills'deki evinde öldü. Arkasında, halen gerici yazılarını dünyaya yayan bir medya imparatorluğu bıraktı. Bugün Hearst Corporation, yüzden fazla dergiye sahip ve on beş bin kişi çalıştıran dünyanın en büyük şirketlerinden biridir. Hearst imparatorluğu gazeteler, dergiler, kitaplar, radyolar, televizyon kanalları, kablolu yayınlar, basın ajansları ve internet yayınlarını içeriyor. ..... .... ..... 4) Naziler, polis ve faşistler Böylece, Sovyetler Birliğinde öldüğü ya da hapsedildiği iddia edilen milyonlarca kurbanla ilgili efsanelerin en saygın üreticileri arasında Nazi taraftarı William Hearst, gizli ajan Robert Conquest ve faşist Aleksandr Soljenitsin'i buluyoruz. Conquest, verdiği bilgiler dünya kapitalist medyası tarafından yaygın olarak kullanılmaya başladıktan sonra başrolde yer aldı, bu bilgiler bazı üniversitelerde derslere konu oldu. Şüphesiz, kitapları dezenformasyon sanatı bakımından birer şaheserdi. 70'lerde ise, Soljenitsin'den ve Andrei Sakharov, Roy Medvedev gibi bir dizi bir dizi ikinci sınıf muhaliften büyük yardım aldı. Buna, şurada burada Sovyetler Birliğinde ölen ve hapsedilenler üzerine atıp tutan ve burjuvazi tarafından ödüllendirilen sayısız insan ekleniyor. Fakat bu tarih çarpıtıcıları ne yaparlarsa yapsınlar, konu hakkında gerçek sonunda aydınlandı. Gorbaçov'un, partinin gizli arşivlerinin tarihsel araştırmaya açılması direktifinin sonucunu hiçbiri tahmin edemezdi. 5) Milyonlarca ölü tahminini veren sahtekârca yöntemler Sovyetler Birliği'nde ölen milyonlar hakkında spekülasyon, kirli propaganda savaşının bir parçasıydı, işte bu nedenle Sovyet açıklamaları ne ciddiye alındı, ne de kapitalist basında yer bulabildi. Sermaye tarafından satın alınan 'uzmanlar' kurgularını yaymak için diledikleri kadar yer bulurken, bu açıklamalar görmezden gelindi. Hem de ne kurgular! Conquest ve diğer 'eleştirmenler' tarafından oraya atılan milyonlarca ölü ve hükümlü iddialarının ortak yanı, yanlış istatistiksel kestirimlere ve hiçbir bilimsel temeli olmayan tahmin yöntemlerine dayalı olmalarıydı. Conquest, Soljenitsin, Medvedev ve diğerleri, nüfus bilgilerini Sovyetler Birliği istatistiklerinden aldılar ve ülkenin tarih boyunca değişen durumuna bakmadan keyfi nüfus artışı hesapları yaptılar. Böylece belli bir yılın sonunda şu kadar kişinin hayatta olması gerektiği, eksik kalanların sosyalizm tarafından öldürülmüş ya da hapsedilmiş olduğu sonucuna vardılar. Yöntem basit olduğu kadar sahtekârcaydı. Eğer batı ülkeleri söz konusu olsaydı, bu tarz "ifşaat" asla kabul edilmezdi. Böyle bir çarpıtmayı profesör ve tarihçiler protesto ederdi. Fakat Sovyetler Birliği söz konusu olunca kabul edildi. Bunun nedenlerinden birisi bu profesör ve tarihçilerin mesleki ilerlemelerini mesleki dürüstlüğün önünde tutmasıydı. Sonuç olarak, bu "eleştirmenlerin" hesaplamaları neye varıyor? Robert Conquest'e göre (1961'de yapılan bir hesaplamayla) 30'ların başında altı milyon insan açlıktan ölmüştü. 1986'da, Conquest bu sayıyı şişirerek on dört milyona çıkardı. Gulag çalışma kamplarında ise 1937 yılında, parti, ordu ve devlet aygıtı içinde temizlik başlamadan önce beş milyon mahkûm vardı. 1937-38 yıllarındaki temizlikten sonra buna yedi milyon mahkum daha eklendi, böylece 1939 yılında çalışma kamplarının nüfusu on iki milyona çıktı. Üstelik bu 12 milyon sadece siyasi hükümlülerin sayısıydı! Bu kamplarda adi hükümlüler de vardı, sayıları ise siyasi hükümlüleri kat kat aşıyordu. Bu demektir ki Conquest'e göre Sovyetler Birliği çalışma kamplarında 25-30 milyon mahkum bulunuyordu. Ölü sayılarına gelince, Conquest'e göre, 1937 ile 1939 arasında bir milyon siyasi mahkûm idam edilmiş, 2 milyonu ise açlıktan ölmüştü. Böylece Conquest'e göre 1937-39 temizliklerinin toplamı, 3 milyonu hapiste ölen 9 milyon kişiye ulaştı. Bu hesaplar Conquest tarafından "istatistiksel uyarlamaya" tabi tutularak 1930-1953 yılları arasında Bolşeviklerin en az 12 milyon siyasi hükümlüyü öldürdüğü sonucuna ulaşıldı. 30'lu yıllarda kıtlık nedeniyle öldükleri hesaplanan 14 milyon kişi buna eklenince ölü toplamı 26 milyonu buluyordu. En son istatistik manipülasyonlarından birinde de, 1950 yılında Sovyetler Birliği'nde 12 milyon siyasi tutuklu olduğunu açıkladı. Aleksandr Soljenitsin de Conquest'le hemen hemen aynı istatistik yöntemleri kullandı. Fakat bu sözde bilimsel yöntemleri farklı başlangıç değerlerine uygulayarak çok daha uç sayılara ulaştı. Conquest'in 1932-33 yıllarında açlıktan ölenler hakkında 6 milyonluk hesabını kabul etti. Fakat 1936-39 temizliğinde, her yıl en az bir milyon kişinin öldüğüne inanıyordu. Buradan yola çıkarak, tarımda kollektifleştirmenin başlamasıyla Stalin'in 1953'te ölümü arasında geçen sürede komünistlerin 66 milyon kişiyi öldürdüklerini hesapladı. Sovyet hükümeti İkinci Dünya Savaşı'nda ölen 44 milyon Rus'tan da sorumluydu. Soljenitsin'in çıkarımına göre, "sosyalizm 110 milyon Rus'un canına mal olmuştu". Hükümlü sayısına gelince, ona göre 1953'te çalışma kamplarında 25 milyon kişi bulunuyordu. 6) Gorbaçov arşivleri açıyor Yukarıdaki fantezi ürünü rakamlar altmışlı yıllarda yayınlandı ve burjuva basını tarafından bilimsel olduğu iddia edilen yöntemlerle elde edilen gerçeğe uygun bilgiler gibi sunuldu. Bu üretimin ardında başta CIA ve MI5 olmak üzere batı gizli servisleri vardı. Medyanın kamuoyu üzerinde etkisi o kadar büyük ki bu sayılar batı insanlarının çoğu tarafından kabul edilmiş durumda. Bu utanılası durum gittikçe kötüleşti. Soljenitsin ve Andrei Sakharov, Roy Medvedev gibi bilinen "eleştirmenler" sayıklamalarına Sovyetler Birliği'nde karşılık bulamazken, durum 1990'da değişti. Gorbaçov yönetiminde ortaya çıkan yeni "özgür basın" ile birlikte, sosyalizme karşı çıkan her şey olumlu gibi gösterildi, bunun da yıkıcı sonuçları oldu. Sosyalizmin öldürdüğü ya da hapsettiği insan sayısı üzerine, komünizmin milyonlarca "kurbanı" üzerine görülmemiş bir spekülasyon başladı. Yeni özgür basının histerisi Conquest'le Soljenitsin'in değirmenine su taşıdı. Fakat bu arada Gorbaçov yeni basının isteği üzerine Merkez Komitesinin arşivlerini tarihsel araştırmaya açtı. Komünist Parti Merkez Komitesi arşivlerinin açılması kördüğümün çözülmesinde iki nedenle belirleyici oldu: Birincisi, arşivler gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacak olguları içeriyordu. Ancak daha önemlisi, ölen ve hapsedilen insan sayısı üzerine kaygısızca spekülasyon yapanlar yıllarca, arşivler kamuya açıldığında bu varsayımların kanıtlanacağını iddia edegelmişlerdi. Conquest, Sakharov, Medvedev ve diğer hepsi bunu iddia ettiler. Fakat arşivler açılıp araştırmaların sonuçları yayınlanmaya başlayınca garip bir şey ortaya çıktı. Bir anda, hem Gorbaçov'un basını hem de ölü ve hükümlüler üzerine spekülasyon yapanlar arşiv araştırmasına tüm ilgilerini kaybettiler. ... ... 7) Rus araştırmalarının sonuçları Sovyet ceza sistemi üzerine araştırma sonuçları toplam yaklaşık 9.000 sayfa tutuyor. Çok sayıda yazar var ancak en ünlüleri Rus tarihçiler V. N. Zemskov, A. N. Dougin ve O. V. Kslevjnuk. Çalışmaları batıda, batılı araştırma arkadaşları sayesinde yayınlandı. Burada yararlandığımız iki çalışmadan birisi, 1993 Eylülünde Fransa'da Histoire dergisinde yayınlanan CNRS (Centre National de la Recherche Scientifique - Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi) araştırma müdürü Nicolas Werth'in makalesi; diğeri Riverside Kaliforniya Üniversitesi tarih profesörü J. Arch Getty, CNRS araştırmacısı G. T. Rittersporn ve Rus Tarih Enstitüsü (Ruya Bilimler Akademisi'ne bağlı bir kurum) üyesi V. N. Zemskov'un birlikte hazırladıkları ABD'de American Historical Review'de yayınlanan makaledir. Bugün, konu üzerine aynı araştırma gruplarına üye başka kişiler tarafından birçok kitap yayınlanmış durumda. Devam etmeden önce, bu bilim adamlarının hiçbirinin sosyalist sistemi savunmadıklarını belirtmek istiyorum. Aksine, burjuva ve anti-sosyalist görüşlere sahipler, hatta kimisi gerici düşünceleri savunuyor. Okuyucu aşağıda söylenenlerini bir "komünist komplodan" kaynaklandığını düşünmesin. Bu araştırmacılar yalnızca Conquest, Soljenitsin, Medvedev ve diğerlerinin yalanlarını ortaya çıkarmaya çalıştılar. Mesleki dürüstlüğü her türlü kaygının önünde tuttuklarını ve propaganda amaçlarına hizmet etmeyeceklerini gösterdiler. Rus araştırmalarının sonuçları Sovyet ceza sistemi hakkında birçok soruya cevap veriyor. Araştırmacılar özellikle en çok tartışılan dönem olan Stalin dönemine yoğunlaştılar. Bir dizi basit soru soracağız ve yanıtlarını Histoire ve American Historical Review dergilerinde arayacağız. Sovyet ceza sistemi hakkında bilgi edinmenin en iyi yolu budur. 1. Sovyet ceza sisteminin yapısı nasıldır? 2. Siyasi ve adi toplam kaç hükümlü vardı? 3. Çalışma kamplarında kaç kişi öldü? 4. 1953'ten önce, özellikle de 1937-1938 temizliğinde kaç kişi idama mahkum edildi? 5. Ortalama hükümlülük süresi ne kadardı? Bu sorulara cevap verdikten sonra, Sovyetler Birliği'nde ölü ve hükümlüler söz konusu olduğunda genellikle ön plana çıkan iki grubu tartışacağız: 1930'da yargılanan kulaklar ve 1936-38'de mahkûm olan karşı devrimciler. 8) Ceza sisteminde çalışma kampının yeri Sovyet ceza sisteminin yapısıyla başlayalım. 1930'dan sonra, Sovyet ceza sistemi hapishane, çalışma kampı (gulag), çalışma kolonileri (gulag), özel açık alanlarda tutukluluk ve para cezası uygulamalarının içeriyordu. Tutuklananlar genellikle normal bir hapishaneye konuluyor ve soruşturma sırasında suçsuz bulunurlarsa serbest kalıyor, suçlu oldukları düşünülürse yargılanıyorlardı. Mahkemeye çıkan kişi de suçsuz bulunup serbest bırakılır ya da hüküm giyerdi. Suçlu bulunan para ya da hapis cezasına çarptırılır, ya da nadiren idam edilirdi. Para cezası belirli bir süre alacağı maaştan kesilirdi. Suçun niteliğine bağlı olarak gidilecek hapishaneler değişik tipteydi. Gulag çalışma kamplarına, ciddi suçlar işleyenlerle (cinayet, hırsızlık, tecavüz, ekonomik suçlar vs.) birlikte karşı devrimci faaliyetler nedeniyle mahkûm olanların çoğu gidiyordu. 3 yıldan fazla ceza alanlar da bu çalışma kamplarına gönderilebilirdi. Çalışma kampında bir süre geçirdikten sonra, hükümlü bir çalışma kolonisi ya da özel açık bölgeye gönderilebilirdi. Çalışma kampları hükümlülerin sıkı gözetim altında yaşayıp çalıştığı çok geniş bölgelerdi. Çalışmaları ve topluma yük olmamaları gerekli görülmüştü. Sağlıklı hiçbir insan aylak kalamazdı. Bugün bazıları bunu sert bulabilir, fakat kural buydu. 1940'ta böyle 53 çalışma kampı vardı. Diğer yandan 425 çalışma kolonisi mevcuttu. Bunlar çalışma kamplarından çok daha küçük, daha serbest ve daha az gözetlenen birimlerdi. Daha hafif ceza alanlar ve daha önemsiz siyasi suçlar işleyenler buralara gönderilirdi. Fabrika ya da tarlalarda çalışır ve sivil halka iç içe yaşarlardı. Çoğu zaman maaşları diğer işçilerle aynı olurdu. Özel açık alanlar genellikle kollektifleştirme sırasında mülksüzleştirilmiş kulaklar gibi sürgünlerin yer aldığı tarım alanlarıydı. Hafif siyasi suçlardan hüküm giyenler de cezalarını burada çekebilirdi. 9) 9 milyon değil 454.000 İkinci soru kaç politik, kaç adi hükümlü olduğuydu. Bu soru hapistekilerle birlikte çalışma kampları ve çalışma kolonilerinde bulunanları da kapsıyor (kolonilerde kısmi bir serbestliğin olduğu bilinse de). Aşağıdaki tablo American Historical Review dergisinde yayınlandı ve ceza sisteminin merkezi yönetime bağlandığı 1934'ten Stalin'in ölüm yılı olan 1953'e kadar geçen yirmi yılı kapsıyor. Yıllar Gulag çalışma kamplarında bulunan hükümlüler Bunların içinde karşı-devrimci olanlar Hayatını kaybedenler Serbest kalanlar Kaçanlar Gulag çalışma kolonilerinde bulunanlar Hapishane-lerde mahkum sayısı Her yıl 1 Ocak tarihi itibariyle toplam rakam % Sayı % Sayı 1934 510,307 135,190 26.5 26,295 5.2 147,272 83,490 510,307 1935 725,438 118,256 16.3 28,328 3.9 211.035 67,493 240,259 965,697 1936 839,406 105,849 12.6 20,595 2.5 369,544 58,313 457,088 1,298,494 1937 820,881 104,826 12.8 25,378 3.1 364,437 58,264 375,488 1,196,369 1938 996,367 185,324 18.6 90,546 9.1 279.966 32,033 885,203 1,881,570 1939 1,317,195 454,432 34.5 50,502 3.8 223,622 12,333 355,243 350,538 2,022,976 1940 1,344,408 444,999 33.1 46,665 3.5 316,825 11,813 315,584 190,266 1,850,258 1941 1,500,524 420,293 28.7 100,997 6.7 624,275 10,592 429,205 487,739 2,417.468 1942 1,415,596 407,988 29.8 248,877 17.6 509,538 11,822 360,447 277,992 2,054,035 1943 983,974 345,397 35.6 166,967 17.0 336,135 6,242 500,208 235,313 1,719,495 1944 663,594 268,861 40.7 60,948 9.2 152,113 3,586 516,225 155,213 1,335,032 1945 715,506 283,351 41.2 43,848 8.1 336,750 2,196 745,171 279,969 1,740,646 1946 600,897 333,833 59.2 18,154 3.0 115,700 2,642 956,224 261,500 1,818,621 1947 808,839 427,653 54.3 35,668 4.4 194,886 3,779 912,794 306,163 2,027,796 1948 1,108,057 416,156 38.0 27,605 2.5 261,148 4,261 1,091,478 275,850 2,475,385 1949 1,216,361 420,696 34.9 15,739 1.3 178,449 2,583 1,140,324 2,356,685 1950 1,416,300 578,912 22.7 14,703 1.0 216,210 2,577 1,145,051 2,561,351 1951 1,533,767 475,976 31.0 15,587 1.0 254,269 2,318 994,379 2,528,146 1952 1,711,202 480,766 28.1 10,604 0.6 329,446 1,253 793,312 2,504,514 1953 1,727,970 465,256 26.9 5,825 0.3 937,352 785 740,554 2,468,524 10) Önemli bir faktör: Tıbbi malzeme eksikliği Şimdi üçüncü soruya cevap verelim. Çalışma kamplarında kaç kişi öldü? Sayı her yıl değişmekte, fakat 1934'teki %5,2 oranının 1953'te %0,3'e düştüğü görülüyor. Çalışma kamplarındaki ölümlerin nedeni, toplumun tümünü de etkileyen, özellikle salgın hastalıklara karşı ihtiyaç duyulan genel tıbbi malzeme eksikliğiydi. Bu sorun çalışma kamplarıyla sınırlı değil, toplumun tümünü hatta dünyanın büyük kısmını etkiliyordu. Bu durum ancak, bulunuşu ve yaygın kullanımı İkinci Dünya savaşı sonrası gerçekleşen antibiyotikler sayesinde değişti. En kötü yıllar barbar nazilerin tüm Sovyet vatandaşlarına iğrenç koşullar dayattıkları savaş yıllarıydı. Bu 4 yıl boyunca, yarım milyondan fazla kişi çalışma kamplarında öldü, bu sayı incelediğimiz yirmi yıl içinde ölenlerin toplamının yarısına eşit. Ancak aynı sırada serbest insanların 25 milyonunun savaş nedeniyle öldüğünü hatırlayalım. 1950'de Sovyetler Birliği'nde koşullar düzeldiğinde ve antibiyotik kullanımı başladığında hapiste ölen hükümlü oranı %0,3'e düştü. Dördüncü soruya geçelim. 1953 yılına kadar, özellikle de 1937-38 temizliği sırada kaç kişi idam edildi? Conquest Bolşeviklerin 1930-1953 arasında çalışma kamplarında 12 milyon hükümlüyü öldürdüğünü söylüyordu. Bunların bir milyonu da 1937-38 yıllarında öldürülmüş olacaktı. Soljenitsin çalışma kamplarında ölen on milyonlardan bahsediyordu, bunun da 3 milyonu sadece 1937-38 arasında öldürülmüştü. Sovyetler Birliğine karşı propaganda savaşı için bu sayılar imal edildi. Başka bir örnek, yazar Olga Shatunovskaya, 1937-38 temizliğinde 7 milyon kişinin öldüğünü söylüyor. Sovyet arşivlerinden çıkan belgeler ise başka türlü konuşuyor. Şunu baştan belirtelim ki idam cezası alanların sayısı hakkında bilgiler farklı arşivlerde bulunuyordu ve araştırmacılar yaklaşık bir değere ulaşabilmek için verileri bir araya getirmek zorunda kaldılar, bu nedenle çift sayma ve gerçekte olandan daha büyük bir sayıya ulaşma riskini göze almak zorunda kaldılar. Yeltsin tarafından Sovyet arşivleriyle ilgilenme görevi verilen Dmitri Volgokonov'a göre, 1 Ekim 1936 ile 30 Eylül 1938 arasında askeri mahkemelerde 30.514 kişi idama mahkûm edilmişti. Şubat 1990'da basında yer alan bir KGB belgesinde ise, 1930'dan 1953'e kadar geçen 23 yıllık sürede karşı-devrimcilik suçundan 786.098 kişinin idama mahkûm olduğu yazıyordu. KGB'ye göre bu mahkûmiyetlerden 681.692'si 1937 ile 1938'de gerçekleşti. KGB'nin söylediğini kontrol etmek mümkün değil fakat bu bilgi güvenilir görünmüyor. Yalnız iki yıl içinde bu kadar çok kişinin idam edilmesi oldukça zor. 1990'ın Kapitalist yanlısı KGB'sinin sosyalist yanlısı eski KGB ile ilgili verdiği bilgilere inanılabilir mi? En azından, KGB'nin söz konusu 23 yılla ilgili kullandığı istatistiklerin kapitalist KGB'nin iddia ettiği gibi sadece karşı-devrimcilerin idamını mı yoksa hem karşı-devrimcileri hem de adi suçluları mı içerdiğini kontrol etmek gerekir. Arşivler idama mahkûm adi suçlularla karşı-devrimcilerin sayısının yaklaşık olarak eşit olduğu sonucuna götürüyor. 11) Sovyetler Birliği hakkında yalanlar Kısaca tarihsel araştırmalardan bahsedelim. Rus tarihçiler tarafından yapılan araştırmalar kapitalist dünya üniversite ve okullarında elli yıldır anlatılandan baştan aşağı farklı bir gerçeklik sunuyor. Bu elli yıllık soğuk savaş boyunca her yeni kuşağa Sovyetler Birliği hakkında yalanlar aktarıldı ve bu yalanlar insanları oldukça etkiledi. Bu, Fransız ve Amerikan araştırmacıların raporlarında da görülebilir. Hükümlü ve ölü sayısını gösteren tablo ve sayılar bu uzmanlar arasında yoğun tartışma konusu olagelmiştir. Fakat dikkat edilmesi gereken, hüküm giyenlerin suçlarının hiç tartışılmadığıdır. Kapitalist propaganda Sovyet suçlularını hep masum kurbanlar olarak göstermiş, araştırmacılar da bu düşünceyi sorgulamadan benimsemiştir. Araştırmacılar istatistik incelemesini bırakıp yorumlamaya giriştiklerinde burjuva ideolojileri baskın çıkmış, çoğu zaman da şüpheli sonuçlara götürmüştür. Böylece Sovyet ceza sisteminin mahkûm ettikleri suçsuz oluverir. Fakat bunların çoğu hırsız, katil, tecavüzcü ve benzeridir. Böyle suçlular Avrupa ya da ABD'de olsalar basın tarafından asla masum sayılmazlardı. Fakat Sovyetler Birliğinde suç işledikleri için, durum değişiyor. Bir katil ya da sabıkalı bir tecavüzcüyü masum ilan etmek gerçekten garip bir durum. Sovyet adaleti incelenirken, en azından şiddet suçları incelenirken birazcık sağduyuya sahip olmak gerekir. Mahkûmiyetleri tartışırken olmasa bile, en azından mahkûmların kim olduğunu incelerken buna ihtiyaç var. 12) Kulaklar ve karşı-devrim Karşı-devrimcilere gelince, bakalım onlar ne ile suçlanmış. Sorunun önemini gösteren iki örnek alalım: Birincisi 30'ların başında mahkûm edilen kulaklar, diğeri 1936-37'de mahkûm olan komplocu ve karşı-devrimciler. Kulaklardan (zengin köylüler) bahseden raporlarda, 381.000 aile, yani 1,8 milyon kişinin sürüldüğü söyleniyor. Bunların küçük bir kısmı çalışma kamplarına ya da çalışma kolonilerine gönderilmiş. Peki bunlar neden mahkum olmuşlardı? Zengin Rus köylüleri, kulaklar, yoksul köylüleri yüzlerce yıl sınırsız bir baskı ve sömürü altında tuttular. 1927'de 120 milyon köylüden 110 milyonu yoksulken 10 milyon kulak refah içindeydi. Yoksul köylüler devrimden önce en sefil şartlarda yaşıyordu. Kulakların zenginliği yoksul köylülerin ucuz emeğine, ödedikleri vergiler ve rantlara dayanıyordu. Yoksul köylüler kolektif çiftliklerde birleşmeye başlayınca, kulakların temel gelir kaynağı da yok olmaya başladı. Fakat kulaklar yenilgiyi kabul etmek istemediler. Kıtlık yaratarak sömürülerini devam ettirmek istediler. Kulak silahlı çeteleri kolektif çiftliklere saldırdı, yoksul köylüleri ve parti üyelerini katletti, tarlaları ateşe verdi ve hayvanları öldürdü. Yoksul köylüleri açlık içinde bırakarak yoksulluğu ve kendi üstünlüklerini kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Sonrasında olaylar bu katillerin istediği gibi gelişmedi. Yoksul köylüler devrimin desteğine sahiptiler ve yenilen, hapsedilen, sürülen ve çalışma kampına alınan kulaklara baskın çıktılar. 10 milyon kulaktan 1,8 milyonu sürüldü ya da hüküm giydi. 120 milyon insanın katıldığı Sovyet kırlarında yaşanan bu kitlesel sınıf savaşında haksızlıklar yapılmış olabilir. Ama bunun için, daha iyi bir yaşam ve çocuklarına aç cahiller olarak kalmayacakları iyi bir hayat sunabilme mücadelesi veren yoksul ve ezilmişleri suçlayabilir miyiz? Onları yeteri kadar "medeni" olmamakla ya da acımasız olmakla gerçekten suçlayabilir miyiz? Yüzlerce yıl medeniyetten hiç faydalanmamış insanları medeni olmamakla kim suçlayabilir? Yoksul köylüleri sömüren kulaklar yıllar boyu medenice ya da merhametli mi davrandılar 13) Tarihten öğrenelim Üzerine binlerce yalancı makale ve kitap yazılan, olayları çarpıtan yüzlerce film çekilen Stalin dönemi Sovyet ceza sistemi tartışmasından önemli dersler çıkartılabilir. Olgular bir kez daha burjuva basınında sosyalizm hakkında yayınlanan söylentilerin büyük çoğunluğunun yanlış olduğunu ortaya çıkarmıştır. Sağcılar, basın, radyo ve televizyon sayesinde hayatımızı yönetebilir, kafa karıştırabilir, doğruyu çarpıtabilir ve birçok insanın bu yalanlara inanmasını sağlayabilir. Sağcıların yaydığı her hikâye tersi kanıtlanana kadar yanlış sayılmalıdır. Tedbirli davranmak için sayısız neden var. Rus araştırma raporlarında yanlışlıkları tamamen açığa vurulmasına rağmen sağcılar son elli yıldır söylenen yalanları aynen yeniden üretiyor. Sağ tarihsel mirasını devam ettiriyor: aynı yalanı doğru kabul edilene kadar defalarca tekrarlama. Batıda Rus araştırma raporları yayınlanınca, çeşitli ülkelerde, bu araştırmalara gölge düşürmek ve eski yalanları yeni doğrularmış gibi halka sunmak için bir sürü kitap yazıldı. Bunlar baştan sona komünizm ve sosyalizmle ilgili yalanlarla dolu iyi pazarlanan kitaplardır. Sağcı yalanlar bugünkü komünistlerle mücadele edebilmek için tekrarlanıyor. İşçilerin kapitalizm ve neo-liberalizme alternatif bulamamaları için tekrarlanıyorlar. Bunlar geleceğe dair bir hedefi, sosyalist toplumu, gösterebilecek tek grup olan komünistlere karşı kirli savaşın bir parçasıdır. Eski yalanlarla dolu yeni kitapların basılmasının nedeni budur. Tüm bunlar, sosyalist bakış açısına sahip herkese yeni bir görev yüklüyor. Komünist gazeteleri burjuvazinin yalanlarına karşı savaşan işçi sınıfının gerçek gazeteleri haline getirme sorumluluğunu üstlenmeliyiz! Bu şüphesiz bugünün sınıf savaşında önemli bir görevdir ve yakın gelecekte yeniden ortaya çıkacaktır. İsveç KPML(r) üyesi Mario Sousa tarafından 1998 yılında yazılmıştır. Stalin Arşivi çeviri birimi tarafından Türkçeleştirilmiştir. (Şubat 2006)a |
|
|
|
