Televizyonlarda bir lastik reklamı vardı hatırlarsınız. Devletin zarar
ederek elinden çıkartmak istediği bu fabrikayı, KOMBASSAN Holding satın
almış ve kâra geçirmişti. Yurdumuzun uçak lastiği ihtiyacını da karşılayan
firma üretimini artırabilmek için teşvik istemiş, maalesef "yeşil sermaye"
olarak adlandırıldığı için, gelişmesi engellenmişti.
Kıbrıs'a çıkarma yaptığımız için Türkiye'ye ambargo koyarak cezalandıran
ABD, uçaklarımıza lastik vermediği için uçaklarımız kanadı kırık kartallar
gibi hangarlarda bekliyordu. ABD'nin bombaladığı Libya'nın lideri Kaddafi
ise Türk subaylarını bağrına basarak "İşte depolarım. Ne istiyorsanız
alın" diyordu. Tarih gerçekleri söyler.
Yıl 1915. Üniversite öğrencisi Muzaffer, Çanakkale Savaşı'na katılmak
üzere gönüllü yazılmıştı. Üç aylık eğitimden sonra yedek subay olarak
Çanakkale'ye gönderdiler. Fakat savaş bitmişti. Birliklerin bir kısmı Doğu
Cephesi'ne sevkedilecekti. Ulaşım araçlarının lastik ihtiyacı acildi.
Yedeksubay Muzaffer Efendi'yi lastik almak üzere İstanbul'a gönderdiler.
Aradığı malzemeyi bir Yahudi tacirde bulunca sevindi ve doğruca Erkan-ı
Harbiye'ye (Genelkurmay) giderek ödenek avans talep etti. Genelkurmay'daki
yetkili subay, askerin ayağına postal, sırtına kaput bulamadıklarını
söyleyerek para vermeyi kabul etmedi. Yd. Sb. Muzaffer Efendi üzgün ve
kırgın bir şekilde yatacağı yere dönerken, bir yandan da kara kara
düşünüyordu. Görevini yapamadan hangi yüzle birliğine dönecek ve
kumandanına ne cevap verecekti.
Yahudi tacire siparişlerini hazırlamasını ve sabah erkenden almaya
geleceğini bildirerek ayrıldı. Gece sabaha kadar yüz liralık bir banknot
(kağıt para) hazırladı. Aslından farkedilmeyecek kadar mükemmel taklit
edilmiş bu kağıt parayı elinde tutarken, gözleri ışıldıyordu.
Muzaffer Efendi lastikleri ve malzemeyi alarak elindeki parayla hesabı
ödedi. Gemiye binerek Çanakkale'ye hareket etti. Yahudi tacir üç gün sonra
parayı bozdurmak üzere Osmanlı Bankası'na gittiğinde, paranın sahteliği
ortaya çıktı. O zamanlar Osmanlı banknotlarının üzerinde "Bedeli Dersaadet
(İstanbul)'da altın olarak tasviye olunacaktır" ibaresi yazılıydı.
Yahudi'nin elindeki banknotta ise şu ibare okunuyordu: "Bedeli
Çanakkale'de altın olarak tasviye (ödeme) olunacaktır."
İstanbul'daki ödeme Çanakkale'deki kan bedeliyle garanti ediliyordu.
Yahudi, bir tepki göstermedi. Fakat olay bütün İstanbul'da duyulmuştu.
Şehzade Abdülhalim Efendi durumu öğrenince hemen ilgilendi. Bahsedilen
banknotu Yahudi'den altın karşılığı satın aldı. Ve çerçevelettirerek
Emniyet Müzesi'ne hediye etti.
Yedek subay Muzaffer Efendi arkasındaki gelişmelerden habersiz olarak
birliğiyle beraber Doğu Cephesi'ne intikal etmişti. Ateş hattında Rus'lara
karşı kahramanca çarpışırken ağır bir şekilde yaralandı. Konuşamıyordu.
Cebinden bir zarf ç ıkardı. Kalemini bulamamıştı. Yerden bir çöp parçası
alarak yarasından akan kana batırıp yazmaya başladı: "Kıble ne tarafta?
Çevresindeki erler hemen yardımcı olarak onu kıbleye çevirdiler. Ölüm
meleklerinin selamıyla gülümseyen Teğmen Muzaffer son gayretle askerlerine
şu emri yazdı: "Bölük Allah için cihada devam etsin, kanım yerde kalmasın"
daha bir şeyler yazacaktı ki, çöp parmaklarının arasından düştü ve aziz
ruhunu Yüce Rabbi'ne teslim etti.